Çocukluğum, bir Karadeniz yağmuru sonrası uzak dağların ardından beriki mısır tarlalarına düşen bir eleğimsağmanın hazinesinde saklıdır. O hazine; ne hazindir ki büyüklerin rivayetlerinde içi çil çil altın dolu bir kazan, ne mutlu ki çocukların zihninde ise büyülü rengarenk bir hayaller dünyasıdır. Çocukluğum, uçurumun kenarındaki bir köy okulunun birleştirilmiş sınıfında kışın yanan bir sobanın isinde saklıdır. O is, sobayı yakan öğretmenin alın terinde bembeyaz bir ışık, boyları aşan dışarıdaki kar ise gündüze çökmüş kara bir gecedir. Çocukluğum, büyüklerin sana kızarken senin başını eğip her karesini tek tek incelediğin bir halının deseninde saklıdır. Tüm o desenler bir animasyon filmi gibi gözünde canlandığında fırça yiyen çocuk olmaktan çıkar; bir senarist, bir yönetmen oluverirsin. Çocukluğum; uzaktan kumandalı, akülü olmayan ve kendi ellerinle yaptığın, hayallerinde dünyayı dolaşan kurumuş kilden bir arabanın çatlağında saklıdır. Çocukluğum, her yıl yüzlercesini yesen de yılın ilk yeşil mandalina kabuğunun kokusunda saklıdır. Çocukluğum şimdi paketler dolusunu alabileceğin ama eskiden günlerce heyecanla ilçeden köye gelmesini beklediğin bir Albeni’de ya da yeni gelinen bir büyükşehirde kuruşu kuruşuna denkleştirip bakkaldan aldığın bir küçük Cino’da saklıdır. Bence hepimizin çocukluğu bir yerlerde saklı. Varsın her şeyin hızla tüketildiği bu çağda onlar saklı kalsın. Ulaşılabilir her kavram ve varlık değersizleştikçe, varsın çocukluğumuzdan kalanlara paha biçilemesin. Bırakalım çocukluğumuz hep çocuk kalsın.
Fatih Koç,Eylül 2017,İstanbul
Yorumlar