Tarihin tekerrür ettiği Kıbrıs
Günümüzde bazı atasözlerimiz söz olmaktan çıkıp laflaşıyor. Laflar ise her zaman lafta kalmaya mahkûm oluyor. Mesela küçük büyük herkesin bildiği(?) ve kavradığı(!) “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü. Bu sözle sizce anlatılmak istenen tarih sürekli tekrar ededurur, sen istesen de değiştiremezsin mi yoksa geçmişteki yanlışlarından ders çıkar, başarılarını örnek al mıdır? Buradan gelmek istediğim husus aslında Kıbrıs meselesi. Şu an buraya kadar edebiyat kısmını okuyan bazıları kendilerince politika olduğunu düşündüğü bu noktadan sonra okumayı bırakacaktır. Olsun kalan sağlar benimdir. İşte o bazıları böyle konularda yazmak senin haddine mi diyeceklerdir. Bence benim haddim değil. Ama bu zorlu ve hüzün dolu konu üzerine fikir beyan etmesi gerekenlerin sessizliğini görünce Kıbrıs’ın yakın tarihini okuyan bir vatandaş olarak kendimde malumu(bilineni) ilan etme gereği gördüm. Kıbrıs’ın yakın tarihine baktığımızda bugün Cenevre’de konuşulan toprak ve yönetim paylaşımı gibi konuların 1960’ta kurulan Başpiskopos III. Makarios’un cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük’ün cumhurbaşkanı yardımcısı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında gerçekleştiğini görürüz. Bunun sonucunda ise 1970’lere doğru EOKA terörünün Kıbrıslı Türkleri katletmeye götürdüğünü ve binlerce soydaşımıza yapılan zulümlerin 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’yla sona erdiğini biliriz. Merhum Dr. Fazıl Küçük’ün ve Rauf Denktaş’ın üstün çabalarıyla bugünlere kadar gelen KKTC’yi Cenevre’deki konferansta Türk Milleti’nin bağımsızlığını pazarlık konusu edenlere laflaşan bir atasözümüzü “tekrar” hatırlatmak istiyorum. Tarih tekerrürden ibarettir. Çinlilere atını ve eşini veren ama vatan toprağını vermeyen Mete Han’ın, Yahudilere vatan toprağını satmayan, kanla alınan bu topraklar ancak kanla verilir diyen 2.Abdülhamid’in torunları olarak Rumlara diyecek bir sözümüz yok mu? Eğer yoksa bu pazarlığa izin verenlere tek bir “laf”ım var: Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım!
Fatih Koç İstanbul 2017
Fatih Koç İstanbul 2017


Yorumlar